Üstüne koyduklarım la devam ediyorum yoluma. Adı Metropol, çevrresi kenar mahallelerle süslü. Ben de o kenar mahallelerin birinde orta seviyeli küçük dümyam da hayatımı geçiriyorum. oturduğum ev, semt’ in en güzel evlerinden birisi. Zamanında dedem yatmamış uyumamış ve bu küçük bahçeli, üç katlı evi bize hediye etmiş. Dedem ölmeden önce bahçemizin kapısı hep açıkdı. Sokak dan kim geçerse geçsin onu tanır ve laf atardı, mahalleli ile aramız çok iyidir. Yaşadığım yer tarihi, kazılan her temelin altında dehlizler ve mimar sinanın eserleri ile dolu. Eski Bizans dan kalma surlar çocukluğumda oyun sağamızdı. Tabi büyümeden önce evimin sokağında vakit geçirirdik, arkadaşlarımla. Yeni nesil gibi değildik elimizde ne telefon nede tablet vardı. Bu da bizi evden sokağa sevk ederdi. Çizgi film izleyerek geçirirdik vaktimizi. Net hatırlamıyorum fakat ilk okula başladığım zamanlar, henüz yedi yaşlarındayım. Benden yaşca büyük olan sokağın çocukları ellerinde top, bir oraya bir buraya koşuyor. Ozamanlar sokağa çıkıcak kadar büyük değildim onları odamın camından izlerdim ve sürekli yanlarına gitmek isterdim. Bir gün dedem elimden tutarak beni çocukların yanına götürdü. İlk konuşup arkadaşlık kurduğum kişi hala en iyi arkadaşım ve yanımda. O gün tanıştığım çocuklarla yıllarım geçti. Yere düşüp dizlerimiz kanardı tabi hemen bir başkası da yerden bulduğu kesici şeylerle bitarafını keser ve kan kardeş olduğumuzu düşünürdük. Evimin hemen arkasında ağaçlık bir bölge vardı. isimi; Bostan. Orayı devasa bir park haline çevirdiler fakat bizi asıl ilgilendiren kısım orada bir basketbol sahası olmasıydı. Bizi cezbeden buydu ve düz bir zemin, çevresi tellerle çevrili. Mahalledeki herkezin buluşma ve tanışma alanıydı. Yakın zamanda uyuşturucu batağına dönüştü ve kirlendi. Biz se temiz kalmaya çalışıyorduk ve olduğu kadarıyla kendimizi spora veriyorduk. Her neyse geçmişe fazla takılmak istemiyorum. Sadece bir an aklıma geldi ve defterime yazmak istedim. Nedense bugünlerde vakit geçmiyor hastanede. Odamdan çıkıp salona geçtim bu arada tv de ilk defa duyduğum bir şarkı çalıyor oturup dinledim, bana okadar iyi geldi ki verdikleri ilaçlarla aldıkları duygularımı tekrar harekete geçirdi. Yanımda getirdiğim defter ve kalem ile yazmaya devam ettim, yıllardır olduğu gibi…
Salona birisi girdi fakat başımı kaldırıp bakmadım çünkü çok güzel bir kafiye yazıyordum. Depresif in müziğin de sözler bitmişti sadece ritim olan kısım çalıyordu, bitmeden faydalanmak zorundaydım. Daha sonra Kant diyerek seslendi. Göz ucuyla baktım. Bu Ömer di. Hala hastanede olduğuna çok şaşırdım. Onunla ilk tedavi zamanlarında tanışmıştım. Ayağa kalkıp tokalaştım ve onu grdüğüme çok sevindiğimi söyledim fakat sonra;
– Afedersin.
– Önemli değil Kant
Yıllardır hastanede, para kazanıyorsam eğer onun sayesinde. Yıllar önce ilk çizimlerimi hastanede onun bilgisayarında yaptım. Ve o çizimle Amerika da büyük bir burs kazandım. Sakallarını uzatmış ve bana yeni çizimlerini göstermeyi teklif etti. Odasına geçtik, sigara ve müzik eşliğinde çizimleri izledim ve ona;
– Dostum bak buradan çıkamıyorsun. Ama canının sıkılmaması için seninle iş yapabilirim. Bunun için hastane yönetiminden rahatlıkla izin alabilirim.
– Gerçekten mi, çok sevinirim. Hadi neler yapabileceğimizi konuşalım. Aslında onu bırak da şimdi ne yapıyorsun onu çok merak ediyorum.
Gülerek anlatmaya başladım;
– Sayende.. Beni öyle gazladın ki şuan da Temel Yazılım Şirketin de yönetim üyesiyim ve çalıştığımız preje başarılı olursa müdürlüğe terfi edicem.
– Sen bir numarasın. Buraya ilk gelişinde elinde hiç bir şey yoktu.
– Artık deliliği bir kenara bıraktım. İlaç kullanıyor musun?
– Düşük doz da senta alıyorum.
İlaç muhabbetinin üstüne ilaç saat inin geldiğini söylemek için açık olan kapıda beliren hemşireye göz kırptım;
– Hadi biraz güzelleşelim.
Hemşire odasında ilaçlarımızı içtik ve kapıdan çıkarken hemşire arkamdan seslendi ve serumum olduğunu söyledi. Diğer hastalar ilaçlarını aldıktan sonra sandalyeye oturdum ve ine ile komu delmesini bekledim. Önce kanı çekip sonra ilacı enjekte etti..
Uyandığımda sabah rüzgarının açık camdan içeri girdiğini hissedebiliyordum. Lavabo’ da yüzümü yıkadım ve salona geçtim. Sahipsiz kahvaltı tabaklarından birini alıp karnımı doyurdum.