Kayıt Ol
Haz 1, 2014
2045 Views
0 0

Peyami Safa Üzerine

Written by

PEYAMİ SAFA ÜZERİNE

Edebiyatımızda psikolojik roman denilince akla gelen ilk isim, keskin kalemiyle ve ilimden aldığı büyük güçle ayakta kalmayı başaran, romanlarındaki kahramanlara zihnimizde bağdaş kurdurtan, büyük fikir adamı, idolümüz, üstadımız saygıdeğer Peyami Safa. İstanbul’un eski ama bir o kadar da samimi bir mahallesinde hayata gözlerini açtı. Sanatçılık kanında vardı, iliklerine karşı işlemişti. Zira babası İsmail Safa, Servet-i Fünun şairlerindendi. Yıllar sonra Yahya Kemal onun için “İsmail Safa’nın en büyük eseri Peyami’dir” diyecekti. Zor bir yaşam bekliyordu Peyami’yi. Henüz 2 yaşındayken babasını kaybetti. Erken yaşta yakalandığı kemik hastalığı babasızlığı kadar yaraladı ruhunu. Ama o, bu kötü olaydan bile sanat çıkarmasını bildi. Yaşadıklarını otobiyografik romanı olan “Dokuzuncu Hariciye Koğuşu” nda kaleme aldı. Kitaptaki “hasta çocuk” Peyami’nin kendisiydi belki de kitabı eşsiz kılan buydu. Doğru dürüst bir eğitim alamadı, 13 yaşında hayata atıldı. Geçim derdi olması gerekenden çok önce çalmıştı kapısını. 20’li yaşlara gelmeden parasızlıktan “Cingöz Recai” serisini yazmaya başladı. Döneminde çok sevildi bu hikayeler. Edebiyattaki macera-polisiye boşluğunu kapatıyordu. 21 yaşında “Sözde Kızlar” ı yazdı. Bu onun ilk romanıydı ve gerçek anlamda müthişti. Doğu-Batı çatışmasını gerçekçi kahramanlar üzerinden anlatıyordu. Taklitçiliğin doğurduğu ahlaksal çöküşü gözler önüne seriyordu ve belki de birçok insanın hislerine tercüman oluyordu. Derdi Türk milletiydi, özü kaybetmeye savaş açmıştı. Yazdı, çizdi ömrünü verdi inandığı davasına. Çevresinden birbiri ardına gelen taaruzlara karşı koymaya, direnmeye çalışıyordu. Dost dedikleri arkasından vuruyordu. Öyle ki Nazım onu komünist yapmak için büyük uğraş vermiş fakat hamlelerinde muvaffak olamamıştı. Bu yüzden Peyami’ye cephe almış ona karşı adeta karalama kampanyası başlatmıştı. Peyami de sessiz kalmamıştı bu duruma. Cemil Meriç’in deyişiyle ‘bir ideolojinin kanatları altında yükselirken’ Nazım, Peyami Safa ona karşı ağır yazılar kaleme alır. Aralarındaki atışmalardan örnekler sürmek gerekirse Nazım;

“Bir düşün oğlum, bir düşün ey yetimi Safa bir düşün ki, son defa anlayabilsen : Sen bu kavgada bir nokta bile değil, bir küçük, eğri virgül, bir zavallı vesilesin!.. Ben, kızabilir miyim sana? Sen de bilirsin ki, benim âdetim değildir bir posta tatarına bir emir kuluna sövmek, efendisine kızıp uşağını dövmek!.”

Peyami;

“gel bakayım fidan boylum, asilzadem, güzel paşam. moda burniyle süreyya paşa locası arasında her akşam maviş gözlerini süze süze mekik dokuyan kadıköyün kübik salonarında şiir okuyan moda şair, kübik şair, kübiklerin kübiği, cevizliğin, kuşdilinin, mühürdarın bolşeviği!

bre propoganda broşürü alimi bre sırtını ipek divanlara yaslıyan “sermaye”nin yüzde bire küçültülmüş posasını yalayarak allamelik taslıyan orak çekiç markalı sözüm ona komintern taktikalı üfürükle şişirme, kursak balon komünisti dandini bey, züppe salon komünisti!”

Böylece iki büyük fikir adamının yolları ayrılmış olur. Kitaplarında, fıkralarında “taklitçi batılılaşma” yı işlemeye devam eder Peyami. Fatih-Harbiye, Canan bu romanlarındandır. Peyami Safa dürüst adamdır “Yalan bana suçların en ağırı gibi geliyordu ve bir yalan söylendiği zaman insanların değil, eşyaların bile buna nasıl tahammül ettiğine şaşıyordum. Yalana her şey isyan etmelidir. Eşya bile…” Sırf bu özelliğinden bile hayran olunur Peyami Safa’ya. Üstadın kuvvetli bir yönü daha vardır. O öyle azimlidir ki kendi kendine Fransızca öğrenmiş daha sonra Fransızca gramer kitabı yazmıştır. Fıkra üzerinde yoğunlaştığı zamanlarda Cumhuriyet gazetesinde Peyami Safa rüzgarı eser. Hatta bir dönem siyasete karışır. Zamanında eleştirdiği CHP’den Bursa milletvekili adayı gösterilir fakat Demokrat Parti’nin oy oranı nedeniyle seçilemez. Ömrü boyunca Doğu-Batı sentezini savunan Peyami Safa’nın bu sözü her şeyi anlatır mahiyettedir ” Batı, bizim sandığımız gibi belirli ve değişmez bir gerçek değil, sürekli bir oluş halinde ve eskiyen taraflarını sürekli tasfiye eden canlı bir dünyadır. Batı rüyasından uyanıp kendimize önce şu soruyu sormak zorundayız: Hangi Batı?”

Peyami Safa’nın son dönemleri de acı içinde geçmiştir. Erzurum’da yedek subay olarak vatani görevini yapan oğlu Merve Safa’nın ani vefatı yazarı derinden sarsar. Safa, tek evladıimage olan Merve’nin ölümüne dayanamaz ve üç ay sonra 15 Haziran 1961’de, 62 yaşında Hakk’a yürür. Kabri Edirnekapı Şehitliği’nde bulunmakta ve onu ziyaret etmiş biri olarak kendimi şanslı hissediyorum. Yaptığı hizmetlerden dolayı Cenab-ı Hak ondan razı olsun.

Hasan Parlu

Söz gümüşse şiir altındır
Avatar

Latest posts by Hasan Parlu (see all)

Article Categories:
Akademik

Leave a Comment

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.