Eksilmek için her şeyin mükemmeline sahip olmak yetmiyor hayatta. Kusursuz noksanlığın bile olsa, bir şeyler eksiliyormuş yaşam coğrafyanda. Anılarla yeşeren hayallerin, toz buluıtu misali kalkıp gidiyor hasret erezyonumda. Eksiliyorum yavaş yavaş. Çırılçıplak kalmış toprak gibi salayamıyorum artık yarıklarımı. Üstümü örtüp, kapatamıyorum yaralarımı.
Eksiliyorum. Yüzümde güller açtıran gülüşün olmayınca; gözlerin hüzün bulutu gibi düşüyor yanaklarıma. Ne zaman bir tebessüme yeltensem, bir yağmur çiseliyor kirpiklerime; hüzün düşüyor gölgeme. Gülmenin çok yakıştığını bile unutuyorum artık kendime. Yakışanı yapamıyorum. Yakıştırılanı oynuyorum, kendi oyunumun yabancı sahnelerinde. Bir figüran gibi gerektiği yerde kıvrılıyor tebessümüm; bazen istemsiz, bazen de sesin bir suflör edasıyla çınlıyor kulaklarımda.
Eksiliyorum. Hakkı aşk olanın, haksız mağlubiyetini yaşıyorun. Her busenin zaferim olduğu günleri unutamıyorum. Ve mutluluklar diliyor her dilek sigaramın sonunda. Mutluluğuna kaldırıp kadehi; dibini görünce vuruyorum masaya. Mutluluğunu dilediğim içim mutlu olacağını düşünüyorum. Zafer sarhoşluğunda sevdiğin türküleri mırıldanıyorum arkadaşlara. Sonra en sevdiğin kısımlarda; mutluluğunu göremediğim için kederle yine senin mutluluğuna içiyorum sarhoşluğumu. Ve yine saniye saniye, dakika dakika yaşıyorum yokluğunu.
Eksiliyorum. Artık kendimden bir şeyler yazamıyorum. Bu kadar sen olmuşken; başka gözle bakamıyorum kendime. Yazamıyorum artık. O kadar yakıştın(!) ki üzerime. Beni sen gibi terk edemiyorm. Kendime bu denli yabancı olamıyorum. Ve sanırım ben artık eksiliyorum…