Kayıt Ol
May 28, 2019
298 Views
1 0

Şehzade ve Bilge Dostu

Written by

“Bir zamanlar bir Sultan’ın oğlu, kale surlarının içinde yaşayan en yakışıklı çocukmuş. Güzel kömür gibi gözleri, düzenli kaşları ve tel tel saçları varmış. O yoldan yürürken sırf hanımlar şehzade ona baksın diye önlerinden geçermiş. Öbür diyarlardan krallar, beyler sultanlar gelir, biricik kızlarını evlendirmek isterlermiş bu adamla. Ancak güzel oluğunun bilincide olan bu delikanlı ne gelen kızları beğenirmiş, ne de o güne kadar babasına bu kız güzelmiş demiş. Hatta babası oğlunun “Bir takım erkeklik problemleri mi var acaba?” Diye düşünüp onu takip ettirmiş, hekimlere göstermiş. Ancak nafile. Ve en sonunda oğlunu kenara çekmiş ve ona şöyle demiş.

“Ey benim güzeller güzeli biricik oğlum. Yoktur senden deryası, zülfü karam. Ancak ben bu dünyadan ebediyen göç edeceğim. Ve bu diyarların yönetilmeye ihtiyacı olacak o zaman gelmeden sende fark edeceksin ki vakit geçiyor. Her şey toza ve küle dönüşüyor. Efendilerin yükü ağırdır. Tek başına geçmez. Yaşın geldi. Sana gereken erzağı ve altını sağlıyorum. Bir yolculuğa çıkıyorsun ve buraya geldiğinde kolunda bir kadın göreceğim!”

Şehzade gereken erzaklarını devesine yükler, yanına bilge bir dostunu alır ve kum yılanlarının ve hain örümceklerin yuvası olan sıcak çöllerde deve koşturmaya başlar. Vaha kenarlarına kurulmuş köylere, uzun minareleriyle güneşten kavrulan kum şehirlere, liman köylerine, ticaret şehirlerine, kendisini tanrı zanneden efedilerin şehirlerine… hepsini gezmişler ancak şehzade bir türlü kız beğenememiş. Ve eğer eve eli boş dönersem babam beni keser düşüncesiyle birini bulmak zorunda olduğunu anlamış. O sırada yeşillik bir alandan geçerken bir kuyu görmüş ve su içmek istemiş. Kuyuya kovayı uzatmış ancak kovayı geri çektiğinde, suyun içinde tuhaf renkleri olan bir yılan görmüş. Tam kovayı kuyu geri atacakken yılan dile gelmiş ve konuşmaya başlamış.

“Dur bakalım insan dur! Yıllardır bu kuyudayım ve sadece sen gelip sadece bu kuyudan su içtin. Herkes bu kuyunun yılanlı olduğunu söyler durur, tabiatımızda hain olduğumuz yazar ancak sen beni kurtardın. Ben aslında bir prensesim ve krallığımızı ele geçiren kralın hain büyücüsü tarafında ceza olarak bir yılana dönüştürüldüm. Daha sonra egzotik hayvanları sergileyen bir adama satıldım ancak, gerçek bir yılan olmadığım ve akıllı olduğum için onun dediklerini yapmadım, insanları eğlendirmedim ve o da gelip beni bu kuyuya attı.” Der.

Şehzade prensesi kurtarmak ister ve prenses ona der ki.

“Beni kurtarabilmenin tek yolu farklı bir aleme gitmektir ve zehrim seni oraya götürebilir. “Zaten eve yanında bir kız olmadan gitmektense hiç gitmemeyi tercih eden şehzade, bilge dostuna durumu anlatır. Çok razı olmasada o uyurken onu gözetip kollayacağına yemin eder ancak orada ne olursa olsun hiç bir güzelliğe inanması gerektiğini de tembih eder. 

Yılan şehzadeyi ısırır ve bir süre sonra şehzade bilinici kaybedip bilge dostunun kollarına düşer.

Şehzade kocaman bir avludadır. Havadan, bilinmeyen bir boşluktan şelale akmaktadır. Binbir türlü egzotik çiçekleri beslemektedir. Her biri sekizden oluşmak üzere kare halinde olan toplam otuz iki tane sütün som altından yapılma gibi şehzadenin gözlerini alıyordu. Karenin her bir duvarının ortasında bir kapı vardı. Şehzade ilk kapıdan içeri girdi.

İçeride dostane bir sofra vardı, en ucunda tombul gülümseyen bir adam. Ancak bu gülümseme öyle insanı “kesin burada bir hınzırlık dönüyor, bu adam sağlam pabuç değil” düşüncesine sevketmiyordu. Aksine seni içine çekiyor. Birazdan hoş sohbet muhabbet dönecek diyordu. 

Adam eline bir bardak aldı ve şarap doldurdu.

-Buyur delikanlı, buyur otur bakalım. Şu sıcak şarabı iç haydi.

Şehzade oturdu ve şarabını yudumladı. Tadı harika olan bu şarabın her bir yudumunu gözü kapalı içti, içtikçe içiyordu ancak bardak hala bitmiyordu. Durmadı içmeye devam etti, bardağı kafasından indirmedi ve sürekli şarap ağzını doldurdu. Şarabı kafasından indirdiğinde ise, adam artık gülmüyor. Sadece bakıyordu.

-Gidebilirsin evladım. 

Bu kovarcasına söylenmiş sözü çok idrak edememişti Şehzade.Ne olduğunu anlayamadan dışarı çıktı ve ikinci kapıda şansını denemeye kalktı.

Bu kez içeride bir kadın vardı. Dillere destan bir acem güzeli eşsiz kalça hareketleriyle dans ediyor, dolgun göğüsleriyle şehzadeyi yatağına çağırıyordu. Şehzade hayal aleminde olmanın ve güzel kokuların verdiği  etkiyle kadının yatağını ısıttı. Daha sonra kadın ona derhal buradan gitmesini söyledi.

Kafası hepten karışmış olan şehzade kimsenin onunla konuşmaması sebebiyle etrafta neler olup bittiğini de öğrenememiştir.

Üçüncü kapıya girdiğinde hem midesi tıka basa dolu, hemde erkeklik gücünü harcaması yüzünden yorgun hissetmekteydi.

Üçünü kapıda gördükleri karşısında şok yaşar. Bir tane adam öldüresiye birini dövmektedir, bu görüntü onun adalet anlayışına uygun gelmez ve sultan hükmü verir gibi bir seferde adamın kellesini alır. Sonra adama sorar.

-Söyle bakalım bu kendini bilmez nasıl bir insana hayvana vuran gibi vurur. Sen can değil misin?

Adam söze başlar.

-Efendim, ben bir zamanlar köleydim, daha sonra efendilerime kendimi kanıtlayıp azad edildim. Ancak can çıkar huy çıkmaz. Kimi insan göremediği şeye sahip olmak ister. Ben küçüklükten beri ne bir kadın tattım ne de yumuşak bir tene elimi sürdüm. Sabah vakti bu zat işe gittiğinde bende pencereden içer girip zorla hanımına sahip oldum, daha sonra adamın oğlu beni gördüğü için bir heyecanla bıçağımla onun da canını aldım. Sanırım adam evde bir şey unutmuş ola ki, geri geldi ve beni bu halde yakalayınca ölesiye dövmeye başladı.

Şehzade dinledikçe kendine kızdı ve eline kılıcını tekrar alıp önündeki ağzı burnu kan içinde olan adamın da canını aldı.

Olan bitene iyice şaşırmış ve sürekli yanlış yapmanın da siniriyle dördüncü kapıdan içeri hızlıca girdi.

Bu kez ıssız bir çöldeydi. Nebulalar, galaksiler ve gereğinden fazla yakın duran yıldızlar doluydu gök kubbe. Bir taraf karanlıkla harmanlanarak mordan sarı, bir diğer taraf ise maviden pembeye, rengarenk bir uzay vardı tepede. Önünde ise cüppeli bir adam elinde terazi ile bağdaş kurmuş beklemekteydi. Diğerlenin aksine bu adam mimiksiz bir şekilde bekliyordu. Şehzadeye yanına oturması söyledi.

-Sorularının cevaplanmasının zamanı geldi. Ama bazı şeyleri açıklamadan önce benim de cevabını almak istediğim bir şey var.

Adam kumu ovalayarak bir terazi çıkarttı. Elini cebine attı ve bir tüy çıkarttı. Daha sonra hızlı bir şekilde elini Şehzade’nin göğüs kafesine soktu ve atan kalbini söküp aldı. Terazinin bir kesesine tüy, diğer kesesine de kanlı, cıvık cıvık atan kalbi koydu. Kalp ağır geldi. 

“Nasıl olur ama. Bütün hayatımı saray çevresinde geçirdim. Kimseye kötülüğüm bir tüyden daha ağır gelecek şekilde dokunmamıştır.”

Bunun üzerine cüppeli adam söze girdi.

“İlk olarak şarap dünya zevklerine ne kadar bağlı olduğunun bir kanıtıydı. İçtikçe içtin ve önündeki hoş sohbetli adamın konuşmasını bile dinlemedin, ancak o adam sana ikinci kapıdaki kadının kendisinin kızı olduğunu söyleyecekti. Ancak sen şarabı içip sarhoş oldun, ve ikinci kapıya girdiğinde kadının isteksiz hareketlerini dans ediyor sandın ve ona sahip oldun. Üçüncü kapıya girdiğinde, şehzadelik ve üst kademelerde olmanın etkisiyle güçün büyüsü altına girdiğini kanıtladın ve adaletsiz yargı dağıttın ki geleceğin sultanı olmaya adaysın. Aynı zamanda senin bilge dostun seni kucağında tutuyor hala ve sana en son söylediği şey burada hiç bir güzelliğe inanmanı tembihledi. Ama senin yargın benim ve ya başka bir insanın sözleriyle olamaz. Bu yüzden terazi kararı verdi.”

“Sahip olduğun güç seni köreltmiş. Ancak burada, gördüğün gibi kendine yakıştırdığın sıfatlar geçerli değil. Burada kral olamazsın, sultan, tüccar, sofi, aristokrat, olamazsın. Üzerindeki kaftanı çıkarttığımda tıpkı herkes gibi deri ve kemikten oluşuyorsun. Şunu unutmayasın sayın Şehzadem, adamı hızlıca öldürürken verdiğin karar, senin dünyana ait bir karardı, ancak hakikat o değildi. Sen kendi dünyanda yaşarsın ancak her şey sürekli bir değişim halindedir, senin algının ötesinde bir hakikat vardır. İnsanlığa verilmiş en büyük cezadır yargılamak. Bu zehri içme.”

“Herkes kendi algısında ve gerçekliğinde yaşar. Senin doğrun ve yargın 3 metre ötende bile geçersiz olabilir. Bunu ilke edin buna göre yaşa.”

Şehzade uyandığında konuşulanlar ve yaşadığı her şey aklındaydı. Duyduklarını kendine ilke edindi, bilge dostuyla paylaştı. Hayatı daha çok sevdi, insanları daha fazla anlayabildi ve babasının yanına basit, bir sultana ve ya krallığa ait olmayan bir kız bularak geri döndü. Düğünleri bir gün sürdü. Sonsuza kadar insanlara bilgi öğreterek, etrafındaki her şeyi severek yaşadılar. Ülkesini de bu ilkeler doğrultusunda yüceltti.

Diğer kısa hikayeler için:https://www.kozmikokuz.com/category/kisa-oyku
Avatar

Latest posts by kozmikokuz (see all)

Article Categories:
Edebiyata Dair

Leave a Comment

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.