Bir şarkının ezgisinde arıyorum seni. Açık edilmemiş tebessümümün hatıralarına dalga gibi vuran çocukluk yansımasıyım şimdi. Seni hatırlıyorum, kulaklarımın sesini yitirdiği ve gözlerine yıllardan beri bakmadığı gözlerimin affını rica ederek anıyorum seni.
Çoluklu çocuklu hayatının resmedilmemiş mutluluk saadetinde asırlarında kaldım sevgi deryanın.
Sana attığım kulaçların beni boğmaktan son anda kurtardığı gözlerine çok zaman olmuştu bir şiir
Ismarlamayalı…
Yıllar, yıllar işte; sekiz adımda sekiz bin adımla sekiz bin dakikada sana ulaşamayacağım ve sekiz kez dönsem hayata yine de seni yakalayamayacağım yıllar biriktirdim sana.
Ne oluyor anlamıyorum… Youtube oyunu oynanıyor sanki kalbime. Yıllardır dinlemediğim, yıllar önce dinlediğim ve o günlerin tozuna toz bezimi değdirip tozumla kirletmekten korktuğum zamanların şarkılarını çıkarıyor karşıma.
Gecenin dansına kavalyesiz başladım yine. Dans etmeyi de bilmem zaten. Bir erkeğin elini tutmak mı?
Maket bir elin merhaba diyerek tokalaştığı robot inceliklerinde bile bunu yaşayan olmadım.
Bütün şarkıların ezgisinde kayboluyorum. Kabalık etmiş acılarımın uyanık kaldığı acımasızlıklara
Tokat gibi vuran gençlik deminin sonundayım şimdi. Seni biliyorum, kalbimin yitirdiği ve
Gülüşüne yıllardır değmediğim günlerimin affını rica ederek söylüyorum seni; bulanıklaştın.
Yine maziye karışacaksın galiba. Olsun, uzun zamandan sonra seni görmek güzeldi.
Yalnızlık hormonuna takviye yaparak kahredici bir unutuş bırakman da güzeldi…
Dilara AKSOY