Bazen kendime soruyorum. Neden? Neden bu kadar çabalamak zorundayım. Hayatta başarılı olmak için, sonrasında mutlu bile olmayacağım bir iş için ve en çokta kokusu tüm dünyaya sinmiş o kağıt için neden bütün hayatımı heba etmeliyim?
Yaşamadığımı hissediyorum. Her gün ayrı bir yarış içindeyim. O bugün ne yapmıştır? Beni geçmiş midir? Ben onu geçmek için ne yapmalıyım? Etrafımda geçmem gereken milyarlarca insan var. Ama neden? Neden onları geçmeye bu kadar takmak zorundayım.
Belki de fizik hocasının dediği içindir. Sonunda ölüm olmasa bile biraz sonrası ölüm olan bir şey olduğu içindir bu çabalamam. Belki de kendimi kanıtlama ihtiyacı duyuyorumdur ama kime? Anneme mi, babama mı, dünyaya mı yoksa kendime mi?
Hepimiz at gözlüklerimizi takmış yolun sonuna kadar koşuyoruz. Etrafımızda olanlarla azıcık bile ilgilenecek zamanımız yok çünkü. Yalnızca önümüzü görmeliyiz ve her daim bir at gibi olmalıyız.
Peki ya ayağımız takılır ve düşersek. Hatta kalkamazsak bir daha nasıl devam ederiz bu yarışa.
Peki ya bıkmışsak bütün bu yarıştan ve devam etmeye gücümüz kalmamışsa. Bedenimiz diri olsa da ruhumuz çoktan yaşlanmışsa ne olacak bundan sonra?
Belki vazgeçmeliyiz. Ama hayır. Vazgeçemeyiz. Etrafımızda gerçekleşememiş bir sürü emel var. Gerek ailemizin, gerekse kendimizin. Gerçekleşmesi gereken onlarca emel var.
Peki neden kimse sormuyor bunu isteyip istemediğimizi? Bunun için yeterince güçlü olup olmadığımızı? Neden sanki herkes doktor ya da mühendis olmalı kafasındalar?
Belki abartıyorumdur ama bıktım. Bu yarışın içinde olmaktan. Hayatımın en küçük bir hatayla berbat olacağını düşünmekten bıktım artık.
Her sabah erken kalkmaktan, annem ve babamın yüzünü zar zor görmekten, dünyanın nice güzelliklerini öylece kaçırmaktan bıktım.
Bıktım sınav değişecek mi diye düşünmekten. O gün yapabilecek miyim diye kendime sormaktan bıktım artık. Ama yapabileceğim en ufak bir şey yok. Yalnıca oturup beklemeliyim.