Kayıt Ol
Kas 16, 2018
443 Views
0 0

SİNEKTEN YAĞ ÇIKAR MI?

Written by


Duydunuz mu yoksa gözden kaçırdınız mı? Türkiye ekonomik krize doğru pupa yelken giderken; TBMM Çevre Komisyonu’nu yeni bir yasa teklifini kabul etmiş. Hepimizin gözü aydın! Bundan böyle, alış veriş merkezlerinden aldığınız her ürün için kullandığımız her alışveriş poşetlerine tüketici en az 25 kuruş ödemesi yasallaşmış.
Aklınız mı karıştı?
Bunda akıl karıştıracak ne var ki, her markete daldığınızda, kullandığınız poşet çarpı yirmi beş kuruş çıkacak cebimizden.
Kim akıl etmişse iyi düşünmüş!
Kılıfta çok şatafatlı, bu yasayla çevre kirliliği korunacakmış!!
Sen onu milletin külahına anlat be kardeşim.
Kendini öyle uyanık zannediyorsun ki, sinekten yağ çıkarmak isterken bile milletin gözünün içine baka baka gerçek niyetini saklıyor, şatafatlı lafların arkasına sığınıyorsun.
Tıpkı, açılım adı altında; teröre ülkenin bir bölgesini telsim ederken, gerçek niyetini kamufle etmek için “anaların gözyaşı akmasın” dediğin gibi şimdi de poşetten alacağın 25 kuruşu kamufle etmek için “çevre kirliliği koruma” bahanesi, senin kamuflajlı yüzün.
Mert değilsin be kardeşim.
Çıkıp erkekçe ekonomi çok kötü, benin yirmi beş kuruşa ihtiyacım var diyemiyorsun.
Tüketici nereye gitse sana haraç ödüyor.
Eczaneye gidiyor, ilaçtan fark alıyorsun.
Aile hekimine gidiyor doktor ücreti kesiyorsun.
Hastanelerde maşından kesinti yapıyorsun.
Çekinme söyleyiver gari, sen bir hukuk devlet misin yoksa Deli Dumrul mu?

Deli Durul hikâyesini okumayan nesil lütfen Dede Korkut Hikâyelerine bir göz gezdirsin. O zaman köprüden geçenden 33 akçe, geçmeyenden döve döve 40 akçe; nasıl alındığını görecek ve bu gün tüketiciye uygulanan sistemin bir hukuk devletiyle bağdaşmadığını; Duha Koca Oğlu Deli Dumrul sistemi olduğunu kavrayacaktır.
Kavramak yeter mi?
Elbette yetmez. Osho diyor ki “Kendine saygının büyüsü, kendi farkındalığına uyanmaktır”.
Hadi gari açıverin gözlerinizi…

Kavlak Necati

Güneşin doğuşu, Can Kuş'u nun Dünya'ya kanat çırpması ise,
Gün batımı da, açan güllerin solan yaprakları olmalı.
Her gün yeniden doğan, her gün yeniden ölen bir bedenin,
kafesinde çırpınıp durmak zor.
Doğduğum yöre de, taşlar topraktan daha çok.
dağında gökyüzüne, Çam ağacı yerine, Ardıç ağaçları uzanır.
Gövdesi ne tomruk olur, ne de kereste.
Kiriş diye uzatamasın onu duvarın üstüne.
Yanarken saman alevi gibidir, köz bırakmaz geride.
Büyürken fidanı su istemez.
Kışın yağan kar, ve Nisan yağmuru yeter yaşamasına. İğne yapraklarının arasında olur gılikleri.(meyve)
Önce yeşil, sonra siyah.
Acıdır tadı.
İlaç olmaz hiç bir yaraya.
İşte ben böyle bir kıraç toprağın üzerinde yeşermiş,
kökü kayaların altına uzana ağaç gibiyim.
Siz çınar da diyebilirsiniz, koyu gölgesi olan, Meşe'de. Kayın,gürgen zaten hiç olmaz bizim dağımızda.
Dereler kışın akar, yazın kurur.
Avşar'ın soylu kızları suyu kuyudan çeker kovayla.
Kulaçla ölçülür kuyunun derinliği.
Al yazmalı, beyaz tülbentli kızlar, aynayla haberleşir, yavuklusuyla.
Hala öylemi bilmem.
Ben gideli gurbet ele, değişmiştir belki, gelenek ve de töre. Belki orada da geziyordur, genç kızlar sevgilisiyle el ele.
Kim bilir?
Ben buyum işte.
Diğer kimlik bilgilerim kayıtlı nüfus kütüğümde.
İlim ilçem hepsi var.
Bence esas ben, bu satırlarda saklı.
Çözün çözebilirseniz,bu bir bilmece.....
Kavlak Necati

Latest posts by Kavlak Necati (see all)

Article Categories:
Edebiyata Dair

Leave a Comment

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.