Bir sevgi vardı derin suların derinlerinde. Yanıbaşında nefes alıyordu nefret. Önce sevmeyi öğrendi varlığından bi ‘ haber. Sevginin noksanlığından besleniyordu nefret. Günün ilk ışıklarına gülümseyemeyişiydi nefreti. Sevgisizlikti. Karanlık bile var olmamıştı aslında. Işığın olmayışı doğurmamış mıydı karanlık denen boşluğu? Yokluğunda anlayışı da bundandır bazı şeyleri. Gülmeyi öğrenmeseydi gülemediği zamanlarda sığınmayacaktı gözyaşlarına. Sevmeseydi nefret de etmeyecekti yok olmaya yüz tutmuş merhametlerden. Beyaz bildiği tüm kargalar siyahtı aslında. Söylenmemişti ona, diğerlerine…Sokakta gezinen eskicilerden korkmak gereksizdi. Eskiyen bunca şey arasında en masumu değil miydi terkedilen eşyalar? Çok şey istemek, daha çoğuyla eş değerdi hayal kırıklığının. Cebindeki üç kuruş parayla satın almalıydı tüm balonları. Çok şey istemek, daha çoğuyla eş değerdi hayal kırıklığının. Cebindeki üç kuruş parayla satın almalıydı tüm balonları. Çok şeye sahip olmak, çok olmak mıydı? Boyutlarla orantılamak hayatları…
Hiçbir para birimine çevrilemezdi sahibiymişçesine koşturduğu sokaklar. Kanayan diziyle devam ediyorken oyunlarına, hiçbir tezatlık, hiçbir acı kabullenemezdi yüzündeki ebedi gülümse yişi. Ve eğer siyahsa tüm kargalar, ruhu karanlığa teslim bedenlere inatla kargaları sevecekti.
Balonları kadar kalbinin, kanayan dizi kadar mutluluğunun…

2 comments
Size ulaşabileceğim bir sosyal medya hesabınız var mı ?
Twitter: @tteymuroglu