Kalbim kırıktı. Sokakta tek başıma yürüyordum sabaha karşı. Hava aydınlıktı. Canım nasıl yanıyorsa o gece başımın ağrısını hissetmiyordum. Canım kadar ağrımıyordu başım. Sigaram bitmişti. Pakedim de bakışlarım kadar boştu. Size sigara edebiyatı yapmayacağım aslında. Size canımın nasıl yandığını anlatacağım o gece. Herkes gülerken nasıl ağladığımı. Canım sıkkınken nasıl kaçtığımı, uzaklaştığımı. Size canımın ne kadar yandığını ama hiç kimseye anlatamadığımı anlatıcam.
Sakin sabahların ve sessiz evlerin ardında gizlenmiş bir hüzün vardır ya hissedilir. Sadece saatin sesi duyulur bazen evlerde. Sessiz çığlıklar eser insanların içlerinde. Öyle bir sabaha uyandım ben de. Duyduğum çığlıklar iyi bir şeyin başlangıcı değildi. Aynaya baktığımda artık beş yaşında olmadığımı fark ettim. İlk canımı sıkan şey olmuştu o sabah. Her şeyin mahvolduğu o sabah. Kimse yoktu o evde. Sevdiğin adamın artık o evde olmaması kadar can yakıcıydı onun gidişi. Cenazesine de davetli olmadığıma emin olduğum saatlerdendi. Yıllarca yediğim psikolojik dayakların son bulduğu burukluk vardı içimde. Ağlıyordum ilk defa. İlk defa canım yandığı için ağlıyordum. Benden başka kimsenin sesi çıkmıyordu ben ağladığımda. Ne duvardaki saatin, ne dışarıdaki arabaların. Zaman mı durmuştu yoksa kalbim mi bilemiyorum. Çaresizliğimle baş başaydım. Ne ben konuştum, ne de çaresizliğim bir çare bulmak için çabaladı.
Burada olsa derdim ona. Gitme derdim beni bu denli yalnız bırakıp gitme. Belki yalvarırdım biliyor musunuz? Sanırım çaresizliğim bu konuşan ben değilim. Gitmeden gitmesinin nasıl bir şey olduğunu anlayamadığımdan yıllarca gitmesini istedim. Her gece ağlayarak git artık derdim. Gittiğinde ne yapacağımı düşünmeden konuştum hep. Bir gün geldi gerçekten gitmişti. Onun yokluğunu kabul edemeyecek kadar yorgun düştüm ben de. Canım yanıyordu. Klbim kırıktı. Hiçbir adam o adam kadar canımı acıtamazdı. Babam kadar kimse canımı acıtamazdı. Gime derdim burda olsan baba. Gitme derdim.