Birinin gözlerinin içine bakmak ne kadar zordur? Ama öyle sıradan bir bakıştan bahsetmiyorum burada, onun göz bebeklerinde kendini görecek cinsten bir bakıştan dem vuruyorum. Bir mavi nasıl bu kadar iç açar? Bir yeşil nasıl bu kadar gizem kokar? Bir kahve nasıl bu kadar uçsuz bucaksız olabilir? Sahi sen… Sen nasıl kalbimin derinliklerine bakabiliyorsun öyle?
Birinin saçlarına dokunmak ne kadar zordur? Ama öyle bildiğin, duygusuz bir dokunuştan bahsetmiyorum tabi ki burada. Sadece parmaklarımdaki algı reseptörlerini uyaran değil, bizzat adrenalin salgılatıp kalpteki vurumu arttıracak cinsten bir dokunuş. Dünyanın en güzel saraylarındaki yatakları utandıracak kadar yumuşak, cennetteki meyve bahçelerinde bulunamayacak kadar güzel kokulu saçlarına dokunmak söylesene ne kadar zor olabilir?
Birinin gülüşünü izlemek nasıl bu kadar anlamlı olabilir? Ama öyle sönük bir tebessümden bahsetmiyorum burada, midemdeki kelebekleri göçe sürükleyecek türden bir gülümseme. Görseniz bir melek ancak bu kadar güzel gülebilir derdiniz. Ya gülümserken yanağında beliren çukurluğa ne demeli?
İyisi mi oraya göm ve sonsuza kadar uyut beni.