Kayıt Ol
Tem 22, 2019
314 Views
0 0

Tapınak ve Hospitalye Şövalyeleri

Written by

Gizli veya açık, dini kökenli olsun olmasın tüm örgüt ve cemaatler kutsal bir amaca dayandırılarak oluşturulmuş ve büyümüştür. Bu büyüme, bazılarına önemli maddi ve sosyal imtiyazlar ile yönetimleri etkileyecek siyasi bir güç kazandırmıştır. Zaman içinde kazandıkları güç, ya bu yapıları oluşturan -özellikle üst kademelerdeki-  insanların hırs, çıkar ve zevklerine yenik düşmüş ya da bir zamanlar kendilerini besleyen yönetimlerin çıkarları ile çatışmıştır. Çoğu örgüt bu insani zaaflar veya siyasi etkilerle yıkılmış fakat bazıları ise yaptıkları hamlelerle varlıklarını ve etkilerini yıllar boyu sürdürmüştür.

Bu yazıda, hakkında çok sayıda kitap yazılıp araştırma yapılmasına rağmen hala gizemini koruyan önemli örgütler, daha çok tarihi olaylar çerçevesinde incelenmiş; ritüelleri (ayinleri) ve yoğun olarak kullandıkları semboller ile bunların anlamlarına detaylıca değinilmemiştir. Ayrıca birkaç önemli olay ve karakterden bahsederek bu örgütler ve üyeleri hakkında fikirler sunulmuştur. Bu yazıdaki Tapınak Şövalyeleri ile ilgili bilgilerin en önemli kaynağı, W. B. Crow tarafından yazılıp Fulya Yavuz tarafından çevrilen “Büyünün, Cadılığın ve Okültüzmin Tarihi” kitabıdır. İlk zamanlardan günümüze geniş bir içerik sunan kitabı tavsiye ederim.

Ben bu yazıda Tapınak ve Hospitalye örgütlerini anlatacağım. Diğer birkaç örgütü içeren yazıyı daha sonra hazırlamayı düşünüyorum.

Tapınak Şövalyeleri

Tapınak Şövalyeleri’ni anlatmadan önce “şövalyelik” kavramını açıklayalım. Şövalye, Ortaçağ Avrupa’sında seçkin ve profesyonel bir atlı asker (süvari) sınıfıdır. Şövalyelik günümüzde, bazı ülkelerde önemli bir hizmet nedeniyle verilen bir unvana dönüşüp eski anlamını kaybetse de kelime köken olarak Türkçe’ye, Fransızca’da aynı anlama gelen “chevalier” kavramından geçmiştir. Sözcüğün kökleri Ortaçağ Latincesindeki caballarius (atlı) sözcüklerine dayanır. Modern İngilizce’deki cavalry (süvari) sözcüğü de aynı kökten gelmekle birlikte “hizmetçi, uşak” anlamına gelen “knight” kelimesi şövalye için daha yaygın biçimde kullanılmaktadır.

Şövalyeler, feodal bir beyin veya hükümdarın -tımar sistemine benzer şekilde- toprak tahsis ettiği vasallardı ve gerektiğinde efendilerinin birliklerinde savaşıyorlardı; ancak toprak tahsis edilmeyen, korumalık ve bekçilik görevi yapan, efendisi ile keşif yapıp, onun adına savaşlara katılanlar da vardı.

1099’da Haçlılar Birinci Haçlı Seferi ile Kudüs’ü ele geçirip Hristiyan bir krallık kurdu. İkinci kral, II. Baldwin’in altında da 1118‘de Tapınak Şövalyeleri (Templar Knights) Örgütü kuruldu. Papa tarafından onaylandı ve sonrasında 1128‘de Fransa’da Troylar Konseyi’nce tanındı. Onlara Tapınakçılar (Templars)  denildi, çünkü temel amaçları Babil İmparatoru II. Nebukadnezar tarafından yıktırılan Kudüs’teki Süleyman Tapınağı’nın önceden bulunduğuna inanılan Moriah Dağı’ndaki yerine yeniden yaptırılmasını sağlamaktı. Bununla birlikte diğer görevleri Hristiyan hacıları korumak ve Hristiyan Kudüs Krallığı için savaşmaktı.

Bu örgütün ilk üyeleri, lider Hugues de Payens ile birlikte dokuz şövalyeydi. Örgütün yönetmeliği ve törenlerinin, Aziz Bernard tarafından yazıldığı veya ondan etkilenilerek hazırlandığı söylenilmektedir. 1128’de önceden söz edilen Troylar Konseyi‘nde son biçimini aldıktan sonra 1146‘da, üçüncü Büyük Üstat’ın liderliğinde, Paris’te düzenlenen Genel Toplantısı, Fransa Kralı VII. Louis ve Papa III. Eugenius’un katılımıyla onurlandırılmıştır. 1172‘de Papa, Tapınak Şövalyeleri’ne örgüt içinde kendi piskopos ve rahipleri olduğu anlamına gelen, dışardan herhangi bir piskoposun yetkisinden bağımsız olma olağanüstü ayrıcalığını verdi. 1185‘te Kutsal Roma Cermen İmparatoru Frederick Barbarossa, örgütün “Koruyucusu” oldu.

Tapınak Şövalyeleri, üzerinde kırmızı sekiz uçlu bir haç olan kolsuz paltolar giyerdi. Kiliseleri sekiz kenarlıydı. Başlangıçtaki simgeleri, yoksulluklarını belirten, bir atın üzerine binmiş iki şövalyeydi. Her üye bağlı olduğu manastıra özgü, olağan yoksulluk, namus ve bağlılık yemini ederdi. Üye sayısı arttıkça, rahipler, şövalyeler ve şövalyelere refakat eden hizmetkâr kardeşler olarak bölündü.

http://1.bp.blogspot.com/-xBDrPVD1o0w/UgCJ-_t1cOI/AAAAAAAAB-o/YneYEM0nDTg/s1600/cross_pattee.png (Sekiz Uçlu Haç)

https://www.figuren-shop.de/media/image/2a/f0/58/xDeutsche-Tempelritter-Figur-Auf-Pferd-Mit-Speer-Und-Schild_600x600.jpg.pagespeed.ic.kM2PatE3Tv.jpg (Tapınak Şövalyesi)

http://www.clker.com/cliparts/7/2/a/b/15137218751010070092templar-knights-seal.hi.png (Tapınakçı Mührü)

Kurulduktan yüzyıl sonra, Tapınakçılar’ın sayısı 15 bine ulaşmış, bazı yerlerde vergiden muaf tutularak Avrupa’nın birçok yerinde büyük miktarda toprak ve mülk edinmişlerdi.

Tapınak Şövalyeleri’nin şaşalı günleri 1187 yılındaki Hıttin Savaşı’yla sekteye uğradı. Mısır ve Suriye Sultanı, Eyyubi hanedanının kurucusu olan Selahaddin Eyyubi, 2 Ekim 1187‘de Kudüs’ü Haçlı kuvvetlerinden alarak kentte 88 yıl süren Hıristiyan egemenliğine son verdi. Tapınakçılar da karargâhlarını Akra kentine taşıdılar. Kudüs’ü tekrar almak için 1189-1192 yılları arasında düzenlenen III. Haçlı Seferi de Selahaddin tarafından etkisiz hale getirildi. Tapınakçılar geniş mali destekle bölgede varlıklarını sürdürseler de artık dini, askeri ve siyasi destek azalmıştı ve nihayet 1291 yılında Akra kentinin düşmesiyle ‘Kutsal Topraklar’dan kaçıp Kıbrıs adasına yerleşmek zorunda kaldılar.

Tapınakçılar ilk dönemlerden itibaren güvenilir bankacılar sistemi kurmuşlardı. Paranın bir Tapınak evine yatırılıp başka birinden çekilebildiği bir kredi mektupları sistemi geliştirdiler. Böylece yanlarında para taşımaya gerek kalmadan rahatça seyahat edebiliyor, yatırılan paraları da Tapınakçılar’ın sağlam binalarında güvence altında oluyordu. Avrupa’da, Paris Tapınağı’nın görkemli binası finans merkezleriydi.

Kudüs’ün kaybedilmesi ve bölgeden sürülmeleri ile özel imtiyazları hem halk hem de yöneticiler tarafından iyice göze batmaya başladı. Önceden belirtildiği gibi, olağan rahiplik yükümlülükleri yoktu ve ülke yetkililerine vergi ödemiyorlardı. Bir Tapınak Şövalyesi birine karşı suç işlediği zaman, onu mahkemeye çıkartmak neredeyse olanaksızdı. Zenginlik ve güçlerini kötüye kullanmalarının yanında, gizli ayinler düzenledikleri söylenmeye başlandı. Tapınak Şövalyeliği’ne kabul töreninin gizli düzenlenmesi de haklarındaki söylentileri güçlendiriyordu.

1285‘te Fransa kralı olun IV. Philip, İngilizler ile yapılan savaşın 1303’te nihayetlenmesi ile krallığın mali ve siyasi açıdan güçlenmesini sağlamak için yoğun ve etkili çalışmalar yaptı. 1305 yılında Fransız bir başpiskopos’u Papa seçtirdi, 1306 yılında bütün Yahudileri Fransa’dan sürüp varlıklarına el koydu. Sıra, özellikle krallığın İngilizlerle yapılan savaşta büyük miktarda borçlandığı Tapınakçılar’a gelmişti. Philip, uzun süredir Tapınakçılar’ın mali ve yönetim olarak kendi emrine girmesini istiyordu. Bu talep, Tapınakçılar’ın lideri Jacques de Molay tarafından reddedilmişti. Bunun ardından Kudüs’e yapılacak yeni haçlı seferi görüşmesi için Büyük Üstat (Grand Master) Jacques de Molay, Paris’e çağırıldı. Kral Philip’in kendisine tehdit oluşturduğunu düşünen Molay, büyük bir şövalye ordusu ile Kıbrıs’tan Paris’e geldi. Görüşme için Rodos veya Malta Şövalyeleri olarak bilinen ve Hristiyan Kudüs Krallığı’nda beraber savaştıkları diğer örgüt Hospitalye Şövalyeleri’nin (Knights Hospitalier) lideri Büyük Üstat Fulk de Villaret bekleniyordu. Bu arada Paris’te büyük bir hürmetle ağırlanan Molay’e, Tapınakçılar aleyhinde birçok iddia ve suçlama olduğu iletildi. Çeşitli kaynaklarda Tapınakçılar’ın aklanması için Molay’in Tapınakçılar aleyhinde dava açılmasını istediği söyleniyor. Fakat ben daha çok dava açılıp aklanacağı konusunda Papa ve Kral’ın güvence vermesi ile Moley’in açılan soruşturmaya ikna olmasını daha akla yatkın buluyorum. Çünkü daha sonrasında yaşananların bu soruşturmanın Kral Philip tarafından planlandığı açıkça anlaşılmaktadır. Philip, 14 Eylül’de Fransa eyalet yöneticilerine Tapınakçılar’ın tam bir ay sonra tutuklanmasını emreden gizli bir emir gönderdi. 13 Ekim 1307 Cuma günü yapılan şafak baskısında, Molay ve diğer şövalyeler tutuklandı. Philip, ayrıca Kraliyet Hazinesi’ne dâhil edilmek üzere Tapınakçılar’ın tüm varlıklarına el konulmasını istedi. Kral Philip, bununla da yetinmeyip diğer krallıklara da Tapınakçılar hakkındaki iddiaları ileterek tüm Avrupa’da bu hareketin başlamasına neden olmuştur. Böylece İtalya, İngiltere, Almanya, İspanya ve Portekiz’de de tutuklanmış ve yargılanmışlardır.

Tapınakçılar’a yöneltilen suçlamalar; gizlilik, İsa’yı reddetmek, kutsal ayinleri değiştirmek, aykırı inançlar, putperestlik, sapkın uygulamalardı. Uzun yıllar süren duruşmalar ve görüşmeler sonucunda Tapınak Şövalyeleri Tarikatı 22 Mart 1312‘de, Viyana Konseyi’nde Papalık kararnamesiyle kaldırıldı ve birçok mülkü Hospitalye Şövalyeleri’ne devredildi. Tarikat’ın son Büyük Üstat’ı Jacques de Molay ise 18 Mart 1314 günü yakılarak infaz edilmiştir.

https://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/8/86/JacquesDeMolayRestingPlace.jpg/467px-JacquesDeMolayRestingPlace.jpg (Jacques de Molay)

Fakat hikâye burada bitmiyor. Fransa’daki yargılamalar çok kanlı ve acımasız olsa da diğer ülkelerdeki soruşturmalar bu kadar sert ve yoğun olmamış; bazı şövalyeler serbest bırakılmış, bazıları ise kaçmıştır. Tüm Avrupa’da geniş mülkleri ve siyasi nüfuzu bulunan örgüt üyelerinin yeraltında tarikat ve kardeşliklerini sürdürebilecek imkânları olduğunu görmezden gelmek mümkün değildir. Hikâyenin devam ettiğini gösteren en büyük deliller ise Papa V. Clemens’in Molay’in ölümünden sadece yaklaşık 1 ay sonra, 20 Nisan 1314’te; Fransa Kralı IV. Philip’in ise yine aynı yıl 29 Kasım 1314’te bir av partisinde felç geçirerek ölmesidir. Philip’in üç oğlu ve tek erkek torunu 14 yıl içinde ölmüş, IV. Philip soyundan gelen erkek hanedan üyesi kalmamıştır. Ayrıca Fransa Krallığı, Tapınakçılar’ın merkez hazinesini hiçbir zaman ele geçirememiştir. 1307’deki tutuklamalardan kısa süre önce Paris Tapınağı’ndan kaçırılan hazinenin, Tapınakçılar’ın donanmasının bulunduğu Fransa’daki ana deniz üssü La Rochelle’e nehir yoluyla götürüldüğü söylenmektedir. Tapınakçılar’ın Paris Tapınağı’na el konulmuş, yıllarca hapishane olarak kullanılmış ve günümüze kadar ulaşamadan yıkılmıştır. Tapınakçılar’ın 18 gemilik donanmasının akıbeti bilinmemektedir.

https://i.pinimg.com/originals/76/98/4d/76984d06cc24535add6c30446adbde28.jpg (Tapınakçılar’ın Paris Tapınağı)

https://www.irishtimes.com/polopoly_fs/1.3675713.1540479061!/image/image.jpg_gen/derivatives/box_620_330/image.jpg (La Rochelle Limanı)

Hospitalye Şövalyeleri (Malta Tarikatı)

Hospitalye kelimesi ‘konukevi, han’ anlamına gelen Latince kökenli ‘hospitale’ kelimesinden gelmektedir ve günümüzde çoğu Avrupa diline hastane olarak yerleşmiştir. 1023 yılında hacca gelen Hristiyan hastaların tedavi ve konuk edilmesi amacını taşıyan tarikat Kudüs’teki St. John (Aziz Yuhanna, Vaftizci Yahya) kilisesine bağlı olarak kurulmuştur. 1099 yılında Birinci Haçlı Seferi başarılı olup Hristiyan Kudüs Kralllığı’nın kurulmasıyla askeri bir örgüt olmuştur. 1113 yılında Papalık tarafından resmi olarak tanınan bir tarikat statüsü almış, 1185’te Tapınakçılar ile beraber Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu koruması altına girmiştir. 1200’lerde örgüt üyeleri; asker kardeşler, revirci kardeşler ve ilahi hizmete emanet edilen kardeşler olarak üç gruba ayrılmıştır. Yapılan büyük toprak ve mülk bağışları ile örgütün Kudüs haricinde de çok sayıda varlığı olmuştur.

1291’de Kudüs Krallığı’nın yıkılmasıyla Kudüs’teki üyeler Tapınakçılar ile önce Kıbrıs’a sığındılar daha sonra Bizans İmparatorluğu’na bağlı olan Rodos adasını merkezleri kabul ettiler. Ayrıca Meis adası ve Bodrum gibi önemli limanları kontrollerine aldılar. 1312 yılındaki Papalık kararnamesi ile Tapınakçılar’ın birçok mülkünün sahibi oldular. 1374’te savunmasını devraldıkları İzmir’i, 1402’deki Timur İmparatorluğu’nun fethine kadar ellerinde tuttular. Güçlü donanma ve limanları ile Akdeniz’de Osmanlı ve Berberilere önemli zararlar verdiler. 1522’de Kanuni Sultan Süleyman döneminde Osmanlı İmparatorluğu Rodos’u fethetti. 1530‘da Kutsal Roma Germen İmparatoru V. Karl, Malta adasını bağışladı ve böylece tarikatın yeni merkezi Malta adası oldu. Şövalyeler Osmanlı saldırılarına karşı direnerek donanmalarını güçlendirdiler ve en parlak dönemlerini bu dönemde yaşadılar. Osmanlı’nın duraklama ve gerileme dönemine girdiği 17 ve 18. yüzyılda ise mali, askeri ve siyasi etkileri azaldı. 1798‘de Malta adası Napolyon Bonapart döneminde Fransızlara geçti ve tarikat, merkezini 1834‘te Roma’ya taşıdı.

Malta Tarikatı, günümüzde “Sovereign Order of Malta” (Bağımsız Malta Tarikatı) adıyla bağımsız bir devlet dışı kuruluş statüsü taşımaktadır. Kendine ait toprağı bulunmamasına rağmen Birleşmiş Milletler’e gözlemci olarak katılabilmektedir. Kendini tarafsız ve insancıl bir yardım kuruluşu olarak tanımlayan tarikatın 104 ülkeyle diplomatik ilişkisi vardır. Birçok ülke bu tarikata üye şövalyelere diplomatik dokunulmazlık ve ayrıcalık tanımaktadır.

https://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/1/14/Bandiera_del_Sovrano_Militare_Ordine_di_Malta.svg/1024px-Bandiera_del_Sovrano_Militare_Ordine_di_Malta.svg.png (Bağımsız Malta Tarikatı Bayrağı)

https://cdn.quizzclub.com/trivia/2018-07/where-were-the-knights-hospitaller-originally-headquartered.jpg (Hospitalye Şövalyesi)

Avatar

Latest posts by ahmetkara (see all)

Article Categories:
Edebiyata Dair

Leave a Comment

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.