Akşam sefası. Nasıl olur da akşam keyifcisi olurdu? Şaşkınca durarak öylece ne cinlikler yapıyor da keyfekeder bir çiçek oluyordu. Filozof bahçesinde sakin varlığı yokuşlu semtlerde hatırlanıyordu. Tam da tohuma kaçacağı sırada renkli çiçekler böyle bir sorgulamayı beklemiyor olacak ki şaşırttı gündüzünü gecesini. Efsun mu yaydı, sihiri mi uçtu kondu bilinmez uzaklardan gelen gevrekli kahvaltı arayan kadın bahçede. Şaşkınlıklarını kabul etmeyip iki gün önceki rüzgara buldular bahaneyi. Ne saçmaydı. Doğanın gönderdiği böyle alt üst eder miydi hiç dogadan olanı. Bilmezlik işte. Mübala edip ‘kendinize gelin’ seviyesindeki rüzgara da kasırga demişlerdi zaten. Hassalarmıydı acaba, hasret kaldıkları sabah keyfiyle karşılaşınca abartıp da sıvazladılar birbirlerinin sırtlaını. Yıllardır hasretlerdi kahvaltının böylesine. Kahvaltı sefasında saklı kalanlar kadın gittiğinde hatırlanırdı zaten. Her keyifle açtığında dökerdi o sabahtan kalan anılarını renkli çiçekler belki de. Kadın da sıcak ekmek hikayeleri yazardı belki her gün açılıp kapanan renkli yapraklar arasında, onlarla.
Üsküdar.
Üsküdar dediysek kadıköye beş dakika.