Oldukça sıcak bir kandil gecesiydi. Yeryüzünde yapacak bir şeyimiz yoktu, göğe çıkmaya karar vermiştik o gece.
Kızgındım. Bana sürekli sözler veriyordu ama hepsini unutup yine aynı şekilde devam ediyordu. Belki de kırgındım bilmiyorum. Üzülüyordum evet. Bir zamanlar dört dörtlük olan kişi masumiyetini yitirmiş, içinden farklı biri çıkmıştı sanki. Zor bir geceydi benim için. Kafamı başka bir uğraşa yönlendirerek gün içerisinde o üzgünlüğümden kurtulabiliyordum. Ama gece? Geceleri bu olay, yerini sonsuz üzüntüye bırakıyordu.
Bir yandan Ahmet Kaya çalarken müzik çalarımda, bir yandan televizyon açıktı karşımda. İnanın ne Ahmet abiyi anlayabiliyordum –ruhun şad olsun-, ne de televizyonda koşuşturup duran insanların amacını. Aklım tamamen ondaydı. Bir ıslık sesi duydum o an kulaklıklarımdan. Kulaklarımın Metin-Ali-Feyyaz’ı olan çekiç-örs-üzengi üçlüsünü delip geçip beynime kadar gelmişti ıslık sesi. Demiştim ya kandildi bugün. Klasik kandil mesajıydı zannettiğim. Lakin değildi. Sıradan bir mesaj değildi. Tam onu düşündüğüm anda ondan gelen bir mesajdı bu. Kızgındım; ama çok seviyordum. Kırgındım; ama çok özlemiştim. Kandil mesajının yanında benim ona hiç mesaj atmadığımı bildiren bir sitemli mesajı da araya sokmayı unutmamıştı.
Ahmet abiden özür diledim, müsaade istedim ve şarkısını biraz durdurmam gerektiğini söyledim. Aya dönük gözleriyle “tamam gözüm, sevda işleri ayrıdır.” dercesine selamlıyordu sanki beni.
Aynı kutlamayı yapıp, sitemli bir “Kızgınım sana” mesajını da araya sıkıştırıp gönderdim. Bir soru vardı o sıra aklımı kurcalayan. Zamanının gelmesini bekliyordum sadece. Zaman gelsin, söyleyeyim. Her şeyi konuştuktan sonra anlaşamadığımıza karar verdik. Ama aklımı kurcalayan o soru hala beynimde zonkluyordu adeta.
“Sana” dedim ve ekledim; “Sana bir soru soracağım. Bu soruyu cevapla, istersen bir daha hiç yazmam sana.”
Merak ettiğinden değil yanlış anlamayın! Nezaket olsun diye “Sor” cevabı geldi saniyeler sonra.
“Sen” dedim, “Beni niye bu kadar çok sevmiyorsun?”
Zor soruydu belki. Ama bir nedeni olmalıydı. Çok düşünmedi cevap vermek için;
“Sevmemeyi sen çıkardın” dedi. Yazmaya devam ediyordu bölmek istemedim, “Kendi kafanda senaryolar kurup böyle diyorsun”
Beklediğim cevap değildi. “Sevmiyorum. Çünkü;” ile başlayan bir cümle bekliyordum. Biliyordum, sevmiyordu.
“Peki” dedim, “Dediğin gibi olsun.”
Üstelesem belki de beklediğim cevabı alırdım. Ama ne ben üsteledim, ne de o beni tekrar sevdiğine inandırmak için çaba gösterdi.
Ahmet abiyi çok bekletmiştim. Şarkı başa sarmıştı ama olsundu. Ahmet abi darılmazdı. O söyledi, ben ağladım. O söyledikçe ben ağladım;
“Vakit tamam seni terk ediyorum. Bu incecik bir veda havasıdır.”