Söylediğim şeyler mi seni bu kadar kıran, yoksa kırılan umudun mu? Saçma kararlarım mı içimdeki çığlığın sebebi, yoksa paramparça olan hayallerin mi?
Gittikçe kısılan sesin artık boş bir odada yankı yapan çığlıklardan başka hiçbir şey değil. Neden bu kadar zalim olmak zorundaydın ha? Kapıyı çarpıp, hiçbir şey olmamış gibi gitmek hiç mi canını yakmıyor? Kırılan kalbin yok olup gitmedi ya, hala atıyor ne de olsa. Tabii, sana hava hoş. İçindeki boşluk her saniye sızlamıyor ya. Ümidin seni terk edip gitmemiştir umarım. Koca kalabalığın içinde nasıl yalnızım? Acıma her gün değer katmanın sebebi ne? Hasretin bir ateş gibi yaklaşmak istiyorum ama her seferinde diri diri yanıyorum. Senden kalan külleri topluyorum. Ama her seferinde bir rüzgar onları alıp götürüyor. Senden kalan parçalarım her gün birer hançermiş gibi kalbime saplanıyor. karanlık bir yolda amaçsızca yürüyorum. Ama neden hiç ışık yok? Herkeste olan o parlak ümit neden benim de gözlerimi kamaştırmıyor?
Bazen dağların ağladığını duyuyorum. Kudretlerini bir yana bırakıp, sessiz sedasız ağlıyorlar. O yüzden dereler dolup taşıyor demek ki. Sen yokken, yağan akşam yağmurlarını kendime sırdaş belledim. Bahçedeki portakal ağacının yapraklarını yalayan rüzgarla sohbet ediyorum. Yalnızlığımın bile bana küstüğü şu sıralar, sadece sabretmekten başka çare bırakmıyorsun bana…