Hayatımın edebiyat sanatıyla haşır neşir olması, kimi zaman kendimi ”öğretmenlik” sıfatının kutsallığında bulmuş olmam ve en mühimi de hasbelkader çıktığım bu yolda son derece mutlu oluşum bana bu satırları yazdıran ilhamlardandır.
Satırlarımı okuyan her birinize naçizane tavsiyem: Edebiyat sanatından uzak, soyutlanmış bir hayat geçirmemeniz gerektiğidir. Edebiyat sanatı şahsi ve muhteremdir dolayısıyla bu sanat, insanın ruhuna hitap eder. Kaleminiz ister sağlam isterse çürük olsun yazmaktan, hislerinizi kağıda dökmekten asla geri durmayın. Ve unutmayın ki: Lügatta fedailik olmaz! Yani fedailiği bırakıp araştırın 🙂
”Söz konusu şuur ise, şiir susar. Şayet şiir varsa şuur susar.” Yani demem o ki söz konusu şuurunuz (bilinciniz) ise sanatınıza laf düşmez. Fakat sanatınız varsa şuurunuzu kaybedersiniz. Aşk-mantık çelişkisi gibi bir şey bu sanırım. Kalbin ağır bastığı beynin devre dışı kaldığı durum misali 🙂 Aşk demişken, Divan Edebiyatı’ndan çok sevdiğim bir beyitle yazıma son vereceğim. Tabii ki Türkiye Türkçesi ile de yazacağım ki herkes anlayabilsin 🙂
Ey mushaf-ı cemal yüzünde sebak sebak= Ey(sevgili)! Güzellik sayfaları senin yüzünde ders ders okunur.
Ayat-ı hüsn hatt-ı ruhun benlerun durak= Yanağındaki tüyler güzellik ayetleri, benlerin ise duraktır.
Bu yayımladığım ilk yazım, son olup olmayacağı ise okuyucularımın takdirine kalmış. İlk cümlelerimde bahsettiğim, gelişmekte olduğum yolun henüz başındayım. Umarım üslubum beğenilmiştir, okuduğunuz için teşekkür ederim.