-Aşk-
Aşk; dokunduğumuz, gördüğümüz aşk değil… Bu sefer farklı; ilk görüşte değil, ilk adımda aşk. Bir kalp çarpıntısı değil, bir martının kanat çırpışı. Aşk… Her insanın hikayesinin ayrı bir roman olduğu bu şehirde aşkı buluyorum her kaçamak bakışta. O tarifsiz duygu dingin denizde tutsak kalmış sanki. Ne zaman ki bir dalga çarpsa kıyıya, işte o zaman buluşuyor aşıklar… Kara ve deniz… Hep birlikte olan ama asla karışmayan o iki tutsak, İstanbul’da insanların sessiz çığlıklarını izliyorlar… Çarkın dişlilerinde ezilirlerken onları izleyip acıyorlar belki de. Buluşma aşkıyla tutuşan, parçalanmış, ayrılmak zorunda kalmış iki kara parçasının üzerinde hayat ne kadar çeşitli… İstanbul siluetine bakıp yaratanını gören de var, yara izlerinin öykülerini hatırlayan da, hatta belki de gözünü açtığında ömrü boyunca görüp göreceği en iyi, en sıcak yeri görmüş olup bir karton parçasında yaşayan da… Işıl ışıl görünmesi ve barındırdığı acılarla bu aşk, tam da hoppa bir kadını canlandırıyor gözlerimde. Dışarıdan bakana basit bir hedef, içinde yaşayana ızdırap dolu binlerce öykü, yaşanmışlık. İki yakası bir araya gelmese de bu aşkın, yine de sevmez mi fedaileri onu… Severler tabii. Ferhat dağı delmeseydi Şirin için, Mecnun çölü geçmeseydi, adı aşk olur muydu onun… Bazen iki sevgiliyi, bazen de düşmanları bir araya getiren iki ayaklı tel toka, heybetlice yükseliyor boğazda.Her geçen saniye nasıl öykülere şahit oluyordur, ah bir anlatsa…