İnsan insan… Varlığının kanıtı olarak cümlelerini gösterebileceğimiz tek varlık. Varlığıyla yokluğu arasındaki ince sınırı seçtiği sözcüklerden anlayabileceğimiz, ona göre davranıp ona göre giyindiğimiz, konuşmalarımızı üslubumuzu cümlelerimizi ve kelimelerimizi de ona…
Şarabıma mezesin benim. İçip içip kendimden geçiyorum arada bir. Aziz nesin eşlik ediyor bana. Nazım hikmet şiirlerine beni kusuyor. Sigaramın dumanında boğuluyorum. Burdan dostlarıma da selam olsun. Aşık olduğumu öğrenmişler.…
Çağımızda güvenmekle ilgili ciddi sorunlar yaşıyoruz. “Bu dünyada hiçkimseye güvenme”, hatta “Babana bile güvenmeyeceksin” gibi cümleler duya duya içimize işlemiş durumda. Etrafımıza güven azaldıkca karşımızdakine tahammülümüz de azalıyor. Yalnızlaşıyoruz. Başkasından…
Şiirler yalnızlar için, Şarkılar da aşıkların. Ağıtlar kalp yangını içindir, Türkülerse yanık sevdaların. Mecnunun Leylası, Keremin Aslısı. Bir nefes,bir nefesi tamamlarmış bu hayatta. Eksik kalırsa sol yanın,hayat denen uçurumda. Elmanın…
Karanlığın içinde kaybolanlardan mısın sen de ? Binlerce adım atmak isteyip bir adımla yetinenlerden misin ? Öyle bir an gelir ki karanlıkta görmeye başlarsın ansızın. Yoldaşın olan siyahlar, bırakmazlar yakanı.…
Okadar baktım ki hayatımda, Ileriye de geriye de. Anılarla ağladım da güldüm de. Güzel günlerin hayalini de kurdum, zaman zaman geleceğin belirsizliğinden korktum da. Ama bir baktım gözlerine, Geçmişim ve geleceğim…
On üç yaşında bir çocuğun, daha o yaşta ‘’Tilki’’ lakabını alması belki yaşadığı çevrede onun için saygınlık ifadesi olabilirdi, fakat küçük yaşta suçta profesyonelleşmek, kurnazlığı masum insanların vicdanını okşarken gizlice mallarını yürütürken kullanmak saygınlığın da göreceli bir kavram olduğunu gösteriyordu.
Yine her zamanki senaryosunu uygulamak için evden için evden çıktı Ahmet.
Yardıma muhtaçlardı,fakat ruhları zengindi evlatların Öylesine zengindi ki; İçlerinde biraz ekşimiş zeytinleri,biraz küflenmiş peynirleri Ve en önemlisi de dünden kalma bıkkınlık derecesinde varolan sevgileri. Sevgileri buna yetiyordu diyemem Açlığında…
sevaptan temayülü şaşan kul-lar azmış kanadı kırık meleğin tüylerini yoluyorlar ne canının yandığını düşünüyor-lar ne de bir başka sefere uçacağını büyük dedesini dövüyorlar sessizce kifayetsiz küçük teyzesinin zevkine kimse ses…
Hep yazda kalmak istiyorum, Her zaman İşte böyle durmadan kendi kendimin hiçlenişi olmaya mahkumum Hiçlik duygusu korkunç, Hayal kurmak anlamlı Eksiliyor hislerim bir bir, Bu koridorun sonu yok Kendimle mutlu…
Gülümseyişlerimiz tam anlamıyla kirlenmemişti, Ayın karanlık yüzünü görmemiştik henüz Belki de çoktan söylenmişti bütün cümlelerimiz Sessizliğe karışıp sonsuza kadar susmak istiyorum Artık sadece dalgalarla boğuşup kurtulabilirim Saatleri kesinlikle durduramam Yalnızlığın…
Parmak uçlarında yürüyen bir şiir yaklaşıyor sinsice yamacıma… Nice korkak dağların cenk meydanında, Hilebaz bulutlar yeryüzünden yana cephe alıyor. Mor menekşeler bırakıyorum ölümün uçurumuna.. Dünyanın kirine bulanmış masum çocuk gülüşleri…
Bir adam düşünün elleri yazmaktan’asırlı Düşünün ki boynu düşünmekten asılı Bir kadın düşünün kalbi çelik kaplamalı Bir kadın… Bir kadın o adama daha ne yaptırmalı? Bunu gizli tutup saklamamalı…
Ölüceksem fiyakalı bir cigara içip Ölüceksem yıllanmış bir şarap içip Ölüceksem sahte bir hayat biçip Ölüceksem senin için öleceğim. Eğer ben ölüceksem; Yatağının baş ucunda, Yalnayak sözlerinin üstüne kahpece…