Yine bir yunan şarkısı fısıldarken kulağıma gelmeye başladı kelime kelime boğazıma İstanbul gibi kelimeler.. Tam da nefes alırken takıldı nefes boruma aşk.. ve beraberinde gelen sen.. aslında hiç gitmeyen.. asır yüzyıl bende kalan bir sen.. belki tam da bunu dökerken tümceler yazıya birden çaldı telefon tüm sessizliği ile bana.. bir ölüm haberi gibi telaşlıydı.. ya da biz insanlar sadece telaşın hüzün veren tümceler olduğunu sanıyorduk.. senle ben gibi telaşlı ve hüzün dolu günlerden gelen iki insan kadar suçluluk hissiyatı idi bu benim bir yunan şarkısına duyduğum..
Aralandı kapı birden, zaten tahmin etmiştim geçmişteki temizliğinin üzerine koyduğun hayatını.. Hissetmek ve görmek istedim sadece SENİ.. biliyordum ben gidersem kalamayacaktın çünkü, seni de bir sürümceme alacaktı, bir tatlı rüzgar.. bana getireceğinden de eminim.. sadece boşluk bu boşluk değil idi.. ana rahmi eskisi gibi kokmayacaktı mesela bir daha.. Bir suçlu olma duygusunun yerini almıştı artık yavaştan bu adama güven duygusu.. belki bir rum meyhanesi gecesi değildi ama yunandı karşı kıyı ve biz bunu görüyorduk.. akşam yemeğini hiçbir şekilde sekizde yemedik bir türk gibi.. bizim gece 11 uzo’muz olacaktı, hissetmeye başladın bu defa sanırım ve sanırım kadın kadınlığının ötesindeki uzaklıkta bir yerdi burası.. Gece sevişmelerini yaşamak ya da yaşamamak değildi, teninin tenime verdiği huzur senin bu kente ait olmadığının belki de 7 kuşak öncesi bir İstanbul’du ten rengin.. Bu karmaşaya ait olmaman biraz beni tekrardan 90lara bırakıverdi oysa.. Belki bir şiir yazabilirdim adının baş harflerine ait bir alegori tarzında.. belki de bu yazı bir şiir tadı verebilirdi okuyucularıma..
Yalnız hayat kaldı sonradan bana. bir de gecelerde içilen iki üç duble vodka üzeri sex muhabetleri.. kadın erkek hiyararşisini hiçe sayan.. Bir tiyatroyu oyun yapma heyecanı sardı içimi tüm bunların ötesinde, bir yandan da geçen sabah kahve içerken okuduğum Ahmed Arif şiiri.. Sanatımın şehri galiba bana döndü bu gece.. Bir kadın gitti biliyorum ama gelen kadın geçmişten öte gelecek yaratan bir hissiyat deposu.. Hissetmeseydim söylemezdim.. 33 Kurşun gibi bir bir tekrardan deliyorsun kalbimin önündeki duvarları, ben tam örüyorum onları geri sen deliyorsun, başarabilir misin bilmiyorum bakarken gözlerin Ortaköy’den ”Boğazıma takılan İstanbul’a ”
Yalnız şunu yazabiliyorum, sanatımın önünde durmadığın her vakit ben sana koşacağım son trene yetişen öğrenci telaşı ile.. Ben İstanbul’da var isem sebebi değil, sonucu olmalısın..
Çünkü;
Diktatör adamlar; İteatkar kadınları sever.. Bunu bil ve öyle gel..
TÜM SOSYALİST KALBİMLE SEVİYORUM SENİ…
11.09.2015
Kutay Yücelen